|
Mardin gezisi
Gaziantep Üniversitesi Nizip Meslek Yüksek Okulu öğretim elemanları ve aileleri, Yüksek Okul Müdürü Y.Doç. Dr. R.Yaşar Büyükoğlu’nun liderliğinde Mardin’e bir muhteşem gezi düzenledi. Gezi sabahı Gaziantep’te toplanan öğretim elemanları ve aileleri, Nizip’e giderek oradan geziye katılacakların iştiraki ile yola çıktılar. Bu sıcakkanlı insanlarla iki gün çok güzel vakit geçirdik. Hepsini tanımaktan ve tanışmaktan mutluluk duydum. Nizip’ten bol miktarda taze pişmiş ekmek ve Antep’e özgü meşhur peynirleri temin ettikten sonra Şanlıurfa’nın ölçülemeyecek derecede güzel ilçesi Birecik’e ulaştık. Birecik’e daha önce de çeşitli vesilelerle gitmiştim. Hemen hemen günün her saatinde Fırat kıyısındaki çay bahçelerinde akşamı karşılamış ve gece oturmuşluğum vardı. Birecik’te Fırat kıyısındaki çay bahçelerinde ve lokantalarda oturup yöreye özgü balık ve kebap yemek, çay ve meşrubat içmek her halde dünyaya bedeldir. İlk defa aynı çay bahçelerinde kahvaltı yapma fırsatı da buldum. Sıcak ekmek, Antep peyniri ve zeytin ile Gaziantep’e özgü meşhur katmer ile kahvaltı yaptık. Birecik’i bir defa daha görmek ve sıcakkanlı insanlarıyla beraber olmak beni çok mutlu etti.
Birecik’ten çıktıktan yaklaşık bir saat sonra Şanlıurfa’ya ulaştık. Şanlıurfa’da daha geçen şubat ayında bir hafta kalma fırsatı bulmuştum. Halilirrahman, Balıkgöl, Ayn Zeliha parkı, mancınıklar, kale ve muhteşem camileri hayranlık vericidir. Aynı zamanda son derece modern görünümlü bir şehir olan Şanlıurfa’ya modern ve çağdaş Harran Üniversitesi de aynı bir çeşni katmaktadır. Şanlıurfa’nın içinden geçerek epeyi uzakta olan Harran Üniversitesi Osmanbey Kampusu’nun de önünden geçtik. Bu güzel kampusta en dikkat çekici olan içinde kuğuların yüzdüğü bir büyükçe yapay gölün de bulunmasıdır. Tarihi ezgileri modern mimari ile birleştiren Harran Üniversitesi’nden sonra Viranşehir’e ulaştık.
Şirin Viranşehir’i geride bıraktıktan sonra yolun en zor kısmı başladı. Maalesef ağır tır ve kamyonlar tarafından tahrip edilen yolda bir buçuk saatlik zorlu bir yolculuktan sonra-ki bütün araçların amortisörleri için bir test alanı olabilir- Kızıltepe’ye ulaştık. Yol, vızır vızır işleyen tır ve kamyonlarla dopdoluydu. Bölge insanı ve Türkiye için çok sevindim. Kuzey Irak ile yakın ilişiklilerin artması ve ticaretin gelişmesinin sonucu insanların ve cemiyetlerin ekonomik anlamda bütünleştiğine memnuniyetle tanık olduk.
Kızıltepe veya eski adıyla Koçhisar, Mardin’in en gelişmiş ilçesi ve yeni kurulan Artuklu Üniversitesi’ne ait yerleşke burada bulunmaktadır. Bölgede sanayi ve ticaretin gelişmesi sonucu bölge insanının memnuniyeti artmaktadır. Karşımıza Mardin’in üzerine kurulduğu tepeler çıkınca manzaranın muhteşemliği karşısında şaşkınlığa düştüm. Mardin, birbiriyle birleşik iki tepenin üzerinde inşa edilmiş bir şehirdir. Biz Yeni Şehir adı verilen bölümdeki Öğretmenevi’nde konakladık. Öğle yemeğinde çok güzel bir haşlama et yedik. Sonradan bu, Mardin mutfağının tümünün de etli yemeklerden olduğunu anlamamızın ilk adımı olacaktı. Biraz dinlendikten sonra Eski Mardin’i gezmeye gittik.
Önce televizyonlarda yayınlanan popüler dizilerin çekildiği Mardin Müzesi’ni gezdik. Milattan önce 10.000’li yıllara dek uzanan medeniyetin beşiği olan bu topraklarda onbinlerce yıllık insan kemiklerinin bulunması, belki de insanlığın beşiğinin bu topraklar olduğunu göstermektedir. Müzede Müslüman, Hıristiyan ve Yezidilerin bir arada yaşadığı ortamları gösteren bir fotoğraf sergisi vardı. Bir bölümde ise el sanatları sergisi bulunmaktaydı. Beni en çok bir Müslüman, bir Hıristiyan ve bir Yezidi yaşlı kadının birlikte verdiği poz etkiledi. Bu pozda aynı yaşlardaki üç yaşlı kadını birbirlerinden ayırmak mümkün değildi. Müzeden sonra şehrin tarihi ve turistik yerlerini gezdik. Özellikle Kırklar Kilisesi ve papazı Gabriel Akyüz çok etkiyiciydi. Kiliseyi gezdik ve Kadim Ortodoks Süryani Kilisesi hakkında bilgi aldık. Süryanilikle ilgili en etkileyici olanlar Arapça’nın da atası olan Aramice yazılmış İncil’i Aramice okumaları ve ilahileriydi. Rahip Akyüz, bize bir ilahiye 9 değişik makamdan okudu.
Ardından Darulzaferan Manastırı’na gittik. Kapıda önceki kafilenin çıkışını beklerken bol bol alışveriş yaptık. Kafesinde tatma imkânı bulduğumuz Zaferan kahvesi ve Zaferan çayı sadece manastıra ait ürünler olup, anlayanların damak zevkine hitap ediyordu. Dükkândan da anı eşyaları ile Mardin’e özgü melengiç, badem ve bıttım sabunları aldık.
Akşam duası esnasında manastıra girdik ve duadan çıkan patriği de görme fırsatımız oldu. Manastırı gezdik, manastır bir güneş tapınağının üstüne kurulmuş, en alt katta bu tapınağı da görme fırsatı bulduk. Tapınağın tavanı sıvasız birleştirilmiş taşlardan oluşmaktadır. Akşamüzeri manastırdan ayrıldık ve Dara harabelerine gittik. Dara, şimdi Oğuz köyü olarak bilinmektedir. Uzun bir süre Bizans ile Sasani devletleri ararsında sınır rolünü üstlenmiştir. Bizanslılar tarafından kurulmuştur. Muhteşem harabeleri gördük, özellikle Nekropol alanı çok ilginçti. Kazı alanlarını gördük ve gezdik. Hava kararırken Dara’dan ayrıldık.
Mardin, uzaktan göründüğünde ışıklarla bezenmiş şehre hayranlıkla baktık. İnanılmaz bir manzaraydı. Şehirde Devlet hastanesi yanındaki Urfa sofrasında yine et ağırlıklı Mardin mutfağından tattık. Öğretmenevinde geceledikten sonra sabah kahvaltısından sonra Midyat’a doğru yola çıktık. Önce Midyat’ın dışındaki Deyrulumur yani Mor Gabriel Manastırı’na gittik. Bu muhteşem yapıyı da gezdik. Önünde Şırnak’a uzanan dağları gördük. Ardından şehir merkezine döndük ve kuyumcuları gezdik. Midyat gümüş kuyumcuğunun merkezi konumundadır. Özellikle hanımlar bol bol telkari aldı. Öğle yemeğini yine Midyat merkezde yedik. Özellikle kaburga dolması, perde pilavı ve fırın ağzı muhteşemdi. Sonra Sıla dizisinin çekildiği Devlet Konukevi’ni gezdik.
Midyat’tan ayrılırken bize her konuda yardımcı olan Mardinlileri, sevgiyle anmadan geçemeyeceğim. Herkes çok sıcakkanlı ve yardımseverdi. Kendimi Mardin ve Midyat’ta Bodrum gibi turistik bir beldede geziyor gibi hissettim. Ayrıca her iki şehir de çok gelişmiş ve turistik bilinç yerleşmiştir.
Midyat’tan yakında sular altında kalacak Hasankeyf’e geldik. Bir kısmı suya girdi, bir kısmı kayalığın üzerindeki kaleye çıktı, bir kısmı da benim gibi sahilde kurulan ahşap köşklerde çay yudumlayarak Hasankeyf’i ve nehri izledi. Hasankeyf, gerçekten feda edilmeyecek kadar muhteşem bir yerdir. Umarım buralar su altında kalmadan bir kurtuluş yolu bulunur.
Dönüş yolunda içinden geçtiğimiz Batman, Bismil, Diyarbakır, Suruç da çok gelişmiş, özellikle Batman ve Diyarbakır’ın güzelliğine ve gelişmişliğine hayran kaldım. Özellikle yollar çok güzel ve Suruç’tan itibaren Nizip’e kadar otobanda çok rahat bir yolculuk yaptık.
Bu fırsattan istifade yol güzergâhı üzerinde olan şehir ve kasabaları görmek benim için mutluluk oldu. Hele gelişmişlik ve güzelliklerine hayran kaldım. Bence artık kimse, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun geri kalmışlığından söz edemez. Biraz daha özen, biraz daha yatırım ve biraz daha ilgi, bu bölgeleri batı ile aynı seviyeye getirecektir.
|
 Kısa Linkler |
|
|
 İlginç bazı Articles |
|
|
|
|
|