|
|
#42 (permalink) |
|
Sitenin Demirbaşı
Üyelik tarihi: Sep 2007
Bulunduğu yer: NİZİP MESLEK YÜKSEK OKULU
Mesajlar: 2,003
![]() |
ya ben sana ne dedim mustafa kanal bana söyledi o lafı sen kendı üzerine almışsın
)
__________________
Suskunluğum asaletimdendir her lafa verecek cevabım vardır ama ilk önce bakarım laf die sonrada söyeleyene bakarım adam mı dieee........! Kekeci Bile Konuşturan Para...! Sen neymişsin.....! iLgililere Duyurulur Kardan Adamların saLtanatı Güneş'i qörene Kadardır,,!! |
|
|
|
|
|
#43 (permalink) |
|
Moderator
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Nizip
Mesajlar: 1,807
![]() |
Evet sana dedim. Yukarıdaki mesajınızda ''çimiyk in'' anlamını sormuşsunuz ya, bende anlamını yazayım dedim
__________________
Okul, genç beyinlere insanlığa saygıyı, millet ve ülkeye sevgiyi, bağımsızlık onurunu öğretir. Konu mustafakanal tarafından (14-08-2009 Saat 14:35 ) değiştirilmiştir. |
|
|
|
|
|
#45 (permalink) | |
|
Moderator
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Nizip
Mesajlar: 1,807
![]() |
Alıntı:
İnsanın tüm organlarını tedavi ediyor;Doktor gibi bir şey yani. Bu nedenle sizin tabirinizle gözlerinizde var olan bozukluk en kısa zamanda düzelecektir ;Nizip Myo sitesinin tedavisi ile. Bundan emin olun....Hem konuyu dağıtmayalım şöyle güzel bir hikaye ile konumuza yeniden devam edelim ne dersiniz.
__________________
Okul, genç beyinlere insanlığa saygıyı, millet ve ülkeye sevgiyi, bağımsızlık onurunu öğretir. Konu mustafakanal tarafından (14-08-2009 Saat 15:18 ) değiştirilmiştir. |
|
|
|
|
|
|
#46 (permalink) |
|
Moderator
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Nizip
Mesajlar: 1,807
![]() |
Öğrencinin müthiş sorusu
Üniversite son sınıf öğrencisi yazılı sınavından kalınca doğru hocasına gider. -Siz sınıfta bırakarak hayata atılmamı önlüyor ve beni cezalandırıyorsunuz. İşin bu yanını hiç düşündünüz mü?.. -Tabii düşündüm. Hocanın görevi bilgiyi ölçmek, yeterli olmayanı sınıfta bırakmak değil mi?. -İyi.. O zaman size bir teklifim var. Bir soru da ben size soracağım. Doğru cevabı verirseniz, ben kötü notumu kabul edip sınıfta kalacağım. Bilemezseniz, notumu düzeltecek ve sınıfı geçireceksiniz. Hocanın keyfi yerinde.. Teklifi kabul eder ve öğrenci sorar: "Yasal olup, mantıklı olmayan nedir? Mantıklı olup, yasal olmayan nedir? Ve de ne mantıklı ne de yasal olmayan nedir?" Hoca uzun uzun düşünür ama cevabı bulamaz. İddia gereği öğrencisine iyi not verip sınıfı geçirir.. Ama aklı soruda kalır.. Sonunda sınıfın en iyi öğrencisini çağırır, olayı anlatır ve sorunun yanıtını bilip bilmediğini sorar. Öğrenci hemen cevap verir: "Siz 65 yaşındasınız ve 25 yaşında bir kadınla evlisiniz. Bu yasal ama mantıklı değil. Karınız 25 yaşında bir sevgilisi var. Bu mantıklı ama yasal değil. Siz karınızın sevgilisini, zayıf alıp sınıfta kalması gerekirken iyi not verip mezun ediyorsunuz. Bu ise ne mantıklı nede yasal..
__________________
Okul, genç beyinlere insanlığa saygıyı, millet ve ülkeye sevgiyi, bağımsızlık onurunu öğretir. |
|
|
|
|
|
#47 (permalink) |
|
Sitenin Demirbaşı
Üyelik tarihi: Sep 2007
Bulunduğu yer: NİZİP MESLEK YÜKSEK OKULU
Mesajlar: 2,003
![]() |
Bravo bravo Mustafa Kanl
__________________
Suskunluğum asaletimdendir her lafa verecek cevabım vardır ama ilk önce bakarım laf die sonrada söyeleyene bakarım adam mı dieee........! Kekeci Bile Konuşturan Para...! Sen neymişsin.....! iLgililere Duyurulur Kardan Adamların saLtanatı Güneş'i qörene Kadardır,,!! |
|
|
|
|
|
#48 (permalink) |
|
GENÇ ÜYE
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesajlar: 208
![]() |
Ermiş çoban
Çoban olan genç bir delikanlı bir kıza gönlünü kaptırmış o derece aşık olmuş ki derdini kimselere anlatamazmış onun bu hali çevresinde bulunan herkesi merak içinde bırakıyormuş birlikte çobanlik yaptıkları arkadaşından başkası bilmezmiş.
Günlerden bir gün günlük işlerini yapmış klübelerine dönmüşler aşık olan her zaman ki gibi klübelerinin az ilerisindeki kaya parçasına oturmuş yaşlı gözlerle güneşin batışını izlemekteymiş tam bu sırada klübelerinin önüne gelen ihtiyarın sesi duyulmuş ``hey delikanlı demiş`` delikanlı hiçbir şey duyacak halde değilmiş ihtiyar bir kaç kere daha seslenmiş ama delikanlının duyacağı yokmuş tabi.Sesi işiten diğer çoban klübeden çıkmış ``Buyrun efendim bir şey mi istediniz ?`` demiş.``Evladım ben yolcuyum bana içecek biraz su verebilirmisin?`` demiş.İçerden su gelmiş yaşlı adam bir yandan suyunu yudum yudum içerken diğer yandan da ilerde duran gencin durumunu merak ediyormuş.İhtiyar kendisine su getiren çobana sormuş``Arkadaşın hasta felan mı?`` demiş.Genç o demiş geceleri uykusuz geçiriyor kendine bakmıyor yemiyor içmiyor beslenmesi çok düzensiz kızdan başkada hiçbir düşüncesi yok yemesi kız içmesi kız uykusu kız çevresi kız onun herşeyi kız olmuş aşk herhalde bu olsa gerek arkadaşım bir kıza aşıkta. Genç çobanı dikkatle dinleyen ihtiyar sormuş ``arkadaşın kime aşık`` diye.Çoban ``Padişahın kızına ``diye cevabını vermiş tabi ihtiyar biraz daha şaşkın az ilerde kaya parçalarının üzerinde oturan gence bakmış saçı sakalı birbirine karışmış zayıf çelimsiz bir genç gözüküyormuş gözüne... İhtiyar ``Çağır bakalım şu aşık çobanıda bir de ben konuşayım onunla`` Genç çoban arkadaşının yanına gitmiş beraber ihtiyarın yanına gelmişler durumun oldukça vahim olduğunu yanına gelince daha iyi görmüş.Genç çobanın takati yokmuş İhtiyar``Evladım bu halin nedir ? Üzülme çaresi olmayan dert şifası olmayan hastalık yoktur `` kısa bir sesizlikten sonra ihtiyar yere oturmalarını söylemiş başlamış anlatmaya... Kapılarına kadar gelen bu ihtiyar devrin padişahının danışmanlarından biriymiş padişah ne zaman bir sıkıntısı olsa ilk danıştığı bu ihtiyar olurmuş padişahın onu sevdiği gibi o da padişahı çok severmiş gençler ihtiyarı dinledikçe şaşkın bir hal almışlar hele aşık çobanın içinde şaşkınlıkla beraber bir ümit belirmiş ve sormuş benim derdime bir çare bulabilirmisin peki İhtiyar ``benim oturduğum klübenin yukarısında bir mağara var oraya çekileceksin 40 gün hiç dışarı çıkmadan Allah Allah diye Allah`ı zikir de bulunacaksın sonra talebine kavuşacaksın`` aşık genç şaşırmış bu kadar kolay mı talebime ulaşabilmek o sevdiğime ulaşabilmek.İhtiyar ``evet`` demiş. Çoban yarını beklemeden ihtiyarla yola koyulmuş yolda yürürken çobanın yüzüne renk gelmiş ayaklarına derman gelmiş ihtiyar çobana mağaranın kapısına kadar eşlik etmiş çoban hemen içeri girmiş Allahı zikretmeye başlamış niyetini padişahın kızına zikrinide Allah`a yöneltmiş çoban zaruri ihtiyaçlarının dışında sadecce zikirle meşgul oluyormuş bu arada civar köylerde bir söylenti kulaktan kulağa dolaşmaya başlamış herkes birbirine şu karşı dağdaki mağraya keramet ehli bir derviş yerleşmiş gece gündüz zikirle meşgul oluyormuş.Söylenti zamanla ülkenin her yerine yayılmış bu arada abrtılıp çobana bir çokta keramet yüklenmiş. Çobanın mağaraya geçmesinden itibaren bir ay geçmiş çobanın arkadaşı mağaray çobanı ziyaret gelmiş kısa bir hasret gidermeden sonra çoban mağarada ki zikre devam etmiş kırk günün dolmasına üç beş gün kala çobanın ünü sayar`a kadar ulaşmış padişah veziriyle bu konuyu konuşmuş böyle Allah dostlarının yanımızda olaması bize çok büyük faydalar sağlar.Vezirde ``sultanım elimizi çabuk tutalım zikir ehli bir yerde fazla durmaz onlar dünyayı dolaşırlar bu dervişi saraya alıp burada ikamet ettirelim`` demiş padişah var git saraya getir demiş talimatı alan vezir dağın yolunu tutmuş çobanın yanına varmış çoban teklifi kabul etmemiş doğrudan padişahın kızının kendisine teklif edileceğini bekliyormuş. Vezir olanları padişaha anlatınca padşah üzülmüş veziri dinleyen padişah birde kendi gitmeye karar vermiş çobanın yanına giderken ihtiyar danışmanına da haber salmış onuda yanıana almış çobanın bulundupu mağaranın kapısına gelmiş tevafuk bu padişahın kapıya geldiğinde çoban inzivada ki 40. gününün içindeymiş padişah tekrar tekliifte bulunmuş çoban yine zayıf ve kısık bir sesle ``hayır istemem`` demiş orada bulunanların hiçbiri bu işe bir anlam verememiş herkes bu durumu aşık çobanın maneviyatının yüksekliğine bağlamış biri hariç o da padişahın danışmanı olan ihtiyarmış ve padişaha demiş ki ``padişahım bu derviş efendiyi kıznızla evlendirirseniz siz amacınıza ulaşırsınız`` Padişay acaba kabul eder mmi diye sormuş danışmanı bir deneyelim demiş Bu arada padişahın çobanını ziyaret ettiği haberi çevre köylerede ulaşmış duyan dağa akın etmiş.Kısa zamanda dağda çok kalabalık bir toplluluk oluşmuş.Padişahla danışman arasında bu konuşma geçerken akşam olmuş güneş batmak üzere olmuş aşık çobanda huşû içerisinde zikrinin sonlarına yaklaşmış padişah ve danışmanı mağaranın kapısına gelmiş ve çobana öneriyi yapmışlar .Derviş efendi demişler seni kızımla evlendirmek isterim demiş bu arada çobanın arkadqaşıda mağaranı n kapısına gelmiş teklifi duyunca sevinci yüzünden okunmakta.Arkadaşı kaç yıldan beri hasretini çektiği sevdiğine kavuşacakmış. Günaş batmış ortalığı güneşin bıraktığı kızıllık kaplamış çoban elindeki tesbihi cebine koymuş mağaranın kapısına gelmiş ve vermiş cevabını padişaha ``Hayır padişahım kızınızlada evlenmek istemiyorum``Şaşırma sırası ihtiyar danışmanda ve çobanın arkadaşındaymış.Nasıl olur çoban bu mağaraya padişahın kızını alabilmek için kapandı diye düşünmüşler.Dağ derin bir sesizliğe bürünmüş herkes hayret içinde.Dervişin Allah dostu olduğuna kimsenin şüphesi kalmamış çünkü ona yapılan teklifler kimsenin reddedemiyeceği tekliflermiş.Sessizliği çobanın arkadaşı bozmuş``Ya sen ne yaptığının farkındamısın sen padişahın kızını elde edebilmek için neler çektin neredeyse hayatını kaybedecektin şimdi bunu elde ettin kabul etmiyorsun sen kendii değilsin deyince aşık çoban gülmüş arkadaşına padişaha kalabalığa özellikle de ihtiyar danışmana dönmüş ``Ben kırk gün padişahın kızına kavuşabilmek için Allah dedim Rabbimda padişahı maiyetini ve şu kadar insanı ayağıma getirdi imkanları önüme serdi ben eğer padişahın kızı için değilde Allah için Allah ndemiş olsaydım kim bilir neler olur neler kazanırdım... |
|
|
|
|
|
#51 (permalink) |
|
Moderator
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Nizip
Mesajlar: 1,807
![]() |
Genc bir cift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine tasinmislar. Sabah kahvalti yaparlarken, komsu da camasirlari asiyormus. Kadin kocasina ' Bak, camasirlari yeterince temiz degil, camasir yikamayi bilmiyor, belki de dogru sabunu kullanmiyor.' demis. Kocasi ona bakmis, hicbir sey soylememis, kahvaltisina devam etmis.
Kadin, komsusunun camasir astigini gordugu her sabah ayni yorumu yapmaya devam etmis. Bir ay kadar sonra, bir sabah, komsusunun camasirlarinin tertemiz oldugunu goren kadin cok sasirmis 'Bak' demis kocasina ' Camasir yikamayi ogrendi sonunda, merak ediyorum, kim ogretti acaba ?' 'Ben bu sabah biraz erken kalkip penceremizi sildim' diye cevap vermis kocasi. Hayatta da boyle degil midir ? Baskalarini izlerken gorduklerimiz, baktigimiz pencerenin ne kadar temiz olduguna baglidir. Birini elestirmeden ve hemen yargilamaya davranmadan once zihin durumumuza bakmak ve 'iyi' olani gormeye hazir olup olmadigimizi farketmek guzel bir fikir olabilir ..
__________________
Okul, genç beyinlere insanlığa saygıyı, millet ve ülkeye sevgiyi, bağımsızlık onurunu öğretir. |
|
|
|
|
|
#52 (permalink) |
|
Moderator
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Nizip
Mesajlar: 1,807
![]() |
AHDE VEFA
Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler. Derler ki : - Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü. Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin. Bu söz üzerine Hz. Ömer suçlanan gence dönerek : - Söyledikleri doğru mu diye sorar. Suçlanan genç der ki : - Evet doğru. Bu söz üzerine Hz Ömer anlat bakalım nasıl oldu diye sorar. Genç anlatmaya başlar: - - Ben bulunduğum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanım. Ailemle beraber gezmeye çıktık, kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Affedersiniz hayvanlarımın arasında bir güzel atım var ki dönen bir defa daha bakıyor. Hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyve koparmasına engel olamadım. Arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş attı, atım oracıkta öldü. Nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım, babası öldü. Kaçmak istedim fakat arkadaşlar beni yakaladı, durum bundan ibaret, dedi. Hz Ömer: - Söyleyecek bir şey yok, bu suçun cezası idam. Madem suçunu da kabul ettin, dedi. Bu sözden sonra delikanlı söz alarak: - Efendim bir özrüm var, diyerek konuşmaya başladı: - Ben memleketinde zengin bir insanım, babam, rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı. Gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım. Şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettiğiniz için Allah(cc) indinde sorumlu olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün içinde yerime birini bulurum, der. Hz. Ömer der ki: - Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalır ki? Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar, der ki: - Bu zat benim yerime kalır. O zat Hz. Peygamber Efendimizin (sav) en iyi arkadaşlarından, daha yaşarken cennetle müjdelenen Amr Ibni As' dan başkası değildir. Hz. Ömer Amr'a dönerek: - Ey Amr, delikanlıyı duydun, der. O yüce sahabe: - Evet, ben kefilim, der ve genç adam serbest bırakılır. Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur. Medine'nin ileri gelenleri Hz. Ömer'e çıkarak gencin gelmeyeceği, dolayısıyla Amr Ibni As'a verilecek idam yerine maktulün diyetini vermeyi teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz derler. Hz. Ömer kendinden beklenen cevabı verir der ki: - Bu kefil babam olsa fark etmez cezayı infaz ederim. Hz Amr Ibni As ise tam bir teslimiyet içerisinde der ki: - Biz de sözümün arkasındayız. Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür. Hz. Ömer gence dönerek derki: - Evladım gelmeme gibi önemli bir nedenin vardı neden geldin? Genç vakurla başını kaldırır ve (günümüz insani için pek de önemli olmayan): - 'AHDE VEFASIZLIK ETTI' demeyesiniz diye geldim der. Hz. Ömer başını bu defa çevirir ve Amr Ibni As'a der ki: - Ey Amr, sen bu delikanlıyı tanımıyorsun, nasıl oldu onun yerine kefil oldun?. Amr Ibni As Allah kendisinden ebediyyen razı olsun, vakurla kanımızı donduracak bir cevap verir: - Bu kadar insanın içerisinden beni seçti.'İNSANLIK ÖLDÜ 'dedirtmemek için kabul ettim, der. Sıra gençlere gelir, derler ki: - Biz bu davadan vazgeçiyoruz. Bu sözün üzerine Hz Ömer: - Biraz evvel babamızın kani yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz, der. Gençlerin cevabı da dehşetlidir: - MERHAMETLİ İNSAN KALMADI' DEMEYESINIZ DİYE… BENDE SİZE BU PAYLAŞIMI PAYLAŞIYORUM, ÇÜNKÜ 'GÜZEL PAYLAŞIM PAYLAŞAN KALMADI' DEMESİNLER DİYE.
__________________
Okul, genç beyinlere insanlığa saygıyı, millet ve ülkeye sevgiyi, bağımsızlık onurunu öğretir. |
|
|
|
|
|
#53 (permalink) |
|
Moderator
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Nizip
Mesajlar: 1,807
![]() |
HANGİSİ ???
Juan, motosikleti ile Meksika sınırına gelir. Arkasındaki iki büyük çantayı gören sınır polisi şüphelenir ve içinde ne olduğunu sorar. Juan: 'Yalnızca kum', diye yanıt verince polis: - Aç bakalım çantaları, der. Juan çantaları açar, polis didik didik kontrol etmesine rağmen kumdan başka birşey bulamaz çantada! Bununla yetinmeyen polis, gece yarısına kadar kumu her tür tahlilden geçirtir ancak saf kumdan başka birşey yoktur! Polis, çantalarını Juan'a geri verir ve sınırdan geçmesine izin verir. Ertesi gün Juan Motosikletinin arkasında iki büyük çantayla tekrar sınırda belirir. Polis Juan'ı gene durdurur, didik didik arar, birşey bulamaz ve Juan'ı serbest bırakmak zorunda kalır. Bu olay, polis emekli olana dek yıllarca devam eder! Bir gün emekli polis Meksika'da bir barda otururken Juan'ın içeri girdiğini görür ve derhal yakasına yapışır; -Senin yıllardır birşeyler kaçırdığından eminim. Çıldıracağım Geceleri uyku uyuyamıyordum senin yüzünden. Lütfen anlat bana ne kaçırdığını. Aramızda kalacağınaemin olabilirsin. Juan gülümseyerek yanıtlar: 'Motosiklet' DETAYLA BOĞUŞURKEN ÖZÜ KAÇIRMAYALIM ![]()
__________________
Okul, genç beyinlere insanlığa saygıyı, millet ve ülkeye sevgiyi, bağımsızlık onurunu öğretir. |
|
|
|
|
|
#54 (permalink) |
|
Moderator
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Nizip
Mesajlar: 1,807
![]() |
ESAS AKIL
Bir akil hastanesini ziyareti sirasinda, adamin biri sorar: - Bir insanin akil hastanesine yatip yatmayacagini nasil belirliyorsunuz? Doktor: - Bir kuveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya uc sey veriyoruz. Bir kasik, bir fincan ve bir kova. Sonra da kisiye kuveti nasil bosaltmayi tercih ettigini soruyoruz. Siz NE yapardiniz? Adam: - Ooo! Anladim. Normal bir insan kovayi tercih eder. Cunku kova kasik ve fincandan buyuk. — Hayir, der doktor. Normal bir insan kuvetin tipasini ceker. SADECE BİZE SUNULANLARİN DİSİNDA COZUM BULMAKTİR AKIL
__________________
Okul, genç beyinlere insanlığa saygıyı, millet ve ülkeye sevgiyi, bağımsızlık onurunu öğretir. |
|
|
|
|
|
#55 (permalink) |
|
Moderator
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Nizip
Mesajlar: 1,807
![]() |
Birgün padişahın huzuruna bir adam getirmişler. Adamın bir hüneri varmış. 100 adım öteden fırlattığı ipliği, 100 adım ötedeki iğnenin deliğine geçiriyormuş.
Bunu başarmak tam 40 yılını almış. Padişah "Göster bakalım hünerini" demiş. Adam iğneyi bir sehpaya saplamış, sonra 100 adım geri gitmiş ve ipliği fırlatmış. İplik iğnenin deliğinden geçmiş. Padişah "Tekrarla, tesadüf olmasın yoksa" demiş. Adam tekrarlamış, gene isabet. Padişah tam 10 kere tekrarlatmış, 10'unda da iplik hedefi bulmuş. Padişah veziri çağırmış, "Şu adamı ödüllendirin. 100 altın verin, 100 de sopa vurun" Adam "Aman padişahım bu nasıl ödül" demiş.. Padişah da " 100 altın hünerin için, 100 sopa da böyle lüzumsuz bir işe yıllarını harcadığın için" demiş.
__________________
Okul, genç beyinlere insanlığa saygıyı, millet ve ülkeye sevgiyi, bağımsızlık onurunu öğretir. |
|
|
|
|
|
#56 (permalink) |
|
Moderator
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Nizip
Mesajlar: 1,807
![]() |
Bencil
"Bencil "yalnız " olarak doğmuştu. Çok büyük sıkıntıları vardı yaşama gözlerini açarken. Aç , güçsüz ve çaresizdi. Lakin bunu anlatacak çok güçlü bir silahı vardı Elinde " Gözyaşları" Sadece kendini düşünmeliydi çünkü sadece o vardı ve tek başına idi. Derken önce "Şefkat " daha sonra da " Sevgi" ile tanıştı. Onu hemen kollarına almışlar, giydirip ısıtmışlar, karnını doyurmuşlar, şarkılar söyleyip uyutmuşlardı. Onun bütün kaprislerine içten bir sıcaklıkla göğüs geriyordu onlar. Birde kalplerindeki en güzel duygularla sarıp sarmalıyorlardı onu büyürken "Bencil " şımarıktı. Onu dizginleyip uslandırmak oldukça güçtü. Bu yüzden bir süre sonra "Eğitim" devreye girdi. "Bencil" oldukça asi idi. bir süre dirense de "Eğitimin " tatlı dili ve nezaketi onu gitgide eğitime doğru çekti. Ama gene de bencil arasıra ortadan kaybolup "Oyun " denen eğlenceye kendini atıyordu artık ona benzeyen diğer " Benciller " de tanışıp arkadaşlık etmeye başlamıştı. küçük "Bencil "Diğer bencillerle zaman geçirdikçe birlikte "neşe " yi ve "Paylaşma " yı tanımaları fazla zaman almadı böylece. Aradan yıllar geçtikçe eğitimle daha sıkı fıkı oldular." Bencil sevgi şefkat eğitim ve paylaşımın arasında büyümeye devam ediyordu. Onlarsa aralarında hep "mutluluk " denen birinden bahsediyorlardı. Dayanamadı bir gün sordu eğitime : "Ne idi mutluluk" "Mutluluk senin içinde" dedi. "Yeterki onu hisset. Öyle bir hisset ki çevrendekilere de yayılsın." Yalnız unutma onu korumak biraz da senin elinde. Mutluluk birazda çaba ve özveri ister. Ama inan "Bencil" bu hepsine değer. Bencil o anda içinde "mutluluğu " hissetti. Sımsıcaktı ve hiç de sandığı kadar uzakta da değildi. Mutluluk kendi içinde ve yanı başında idi. Başından beri hep tek başına olduğunu sanıyordu ama aslında hiç yalnız değildi. Özellikle Sevgi ve şefkat onu hiç bir zaman. Yalnız bırakmamış herzaman destek olmuşlardı. Gözleri yaşardı "Bencilin" Nasıl olup da bunları şimdiye kadar bunları düşünememişti. Şimdi sevgi ve şefkati içinde ta derinden hissediyordu. Öyle güzel bir duygu idi ki bu. Daha sonra diğer bencilleri ve paylaştıklarını düşündü. Neşelenmişti işte o an eğitimle göz göze geldiler. Eğitim ona gülümseyerek dedi ki "Artık senin benimle bu en son günün " Bencil ağlamaklı oldu birden ne kadar da alışmıştı ki ona… " Bencil herşey için teşekkür ederim eğitimini başarıyla tamamladın Sen tanıdığım en başarılı öğrencimdin. Keşke herkes senin gibi olsa idi Bundan sonra seni YAŞAMIN kollarına atıyorum artık sana "İNSAN" diyeceğiz. İNSAN hiç bir zaman eğitimi ve onun ona verdiklerini unutmadı. Yaşama koştu ve ona kucak açtı artık aldıklarını tek tek Yaşama verme zamanı gelmişti Artık paylaşma zamanı idi Sevgi ve şefkat ise onunla birlikte mutlulukla yaşamdaki diğer İNSANLARA gülümsüyordu.
__________________
Okul, genç beyinlere insanlığa saygıyı, millet ve ülkeye sevgiyi, bağımsızlık onurunu öğretir. |
|
|
|
|
|
#57 (permalink) |
|
Moderator
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Nizip
Mesajlar: 1,807
![]() |
Sucu
Hindistan'da bir sucu, boynuna astigi uzun bir sopanin uclarina taktigi iki buyuk kovayla su tasirmis. Kovalardan biri catlakmis. Saglam olan kova her seferinde irmaktan patronun evine ulasan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, catlak kova icine konan suyun sadece yarisini eve ulastirabilirmis.Bu durum iki yil boyunca her gun boyle devam etmis. Sucu her seferinde patronunun evine sadece 1,5 kova su goturebilirmis. Saglam kova basarisindan gurur duyarken, zavalli catlak kova gorevinin sadece yarisini yerine getiriyor olmaktan dolayi utanc duyuyormus. Iki yilin sonunda bir gun catlak kova irmagin kiyisinda sucuya seslenmis. "Kendimden utaniyorum ve senden ozur dilemek istiyorum." "Neden?..." diye sormus sucu. "Niye utanc duyuyorsun?..." Kova cevap vermis: "Cunku iki yildir catlagimdan su sizdigi icin tasima gorevimin sadece yarisini yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayi sen bu kadar calismana ragmen, emeklerinin tam karsiligini alamiyorsun." Sucu soyle demis. "Patronun evine donerken yolun kenarindaki cicekleri farketmeni istiyorum." Gercekten de tepeyi tirmanirken catlak kova patikanin bir yanindaki yabani cicekleri isitan gunesi gormus. Fakat yolun sonunda yine suyunun yarisini kaybettigi icin kendini kotu hissetmis ve yine sucudan ozur dilemis. Sucu kovaya sormus. "Yolun sadece senin tarafinda cicekler oldugunu ve diger kovanin tarafinda hic cicek olmadigini farkettin mi?... Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdir. Yolun senin tarafina çiçek tohumlari ektim ve her gun biz irmaktan donerken sen onlari suladin. iki yildir ben bu guzel cicekleri toplayip onlarla patronumun sofrasini susleyebildim. Sen boyle olmasaydin, o evinde bu guzellikleri yasayamayacakti."
__________________
Okul, genç beyinlere insanlığa saygıyı, millet ve ülkeye sevgiyi, bağımsızlık onurunu öğretir. |
|
|
|
|
|
#58 (permalink) |
|
Moderator
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Nizip
Mesajlar: 1,807
![]() |
Gösterdim !
Gördü anlamına gelmez... Söyledim ! Duydu anlamına gelmez... Duydu ! Doğru anladı anlamına gelmez... Anladı ! Hak verdi anlamına gelmez... Hak verdi ! İnandı anlamına gelmez... İnandı ! Uyguladı anlamına gelmez... Uyguladı ! Sürdürecek anlamına gelmez... Adamın biri ilk defa gittiği küçük bir kasabada duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa; - Buranın yabancısıyım, demiş. Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum, çok yakın olduğunu söylediler.. Çocuk arabanın penceresini açtıktan sonra; Ben de buraya ilk defa geliyorum, demiş. Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.. Adam çocuğun yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez. - Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş çocuk. Kuş cıvıltıları oradan geliyor zaten. - İyi ama, demiş adam, bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malûm?. -Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez diye atılmış çocuk... Üstelik manolyalar da katılıyor onlara.. Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu da duyacaksınız.. Adam gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra, teşekkür etmek için döndüğünde fark etmiş çocuğun kör olduğunu.. Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış adamın kendisini fark ettiğini.. Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken; - Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim, demiş. Görmeyi o kadar çok özledim ki!. Sizinkiler sağlam, öyle değil mi?. Adam çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına doğru yönelirken; - Artık emin değilim demiş. Emin olduğum tek şey, benden iyi gördüğündür.. ALINTIDIR
__________________
Okul, genç beyinlere insanlığa saygıyı, millet ve ülkeye sevgiyi, bağımsızlık onurunu öğretir. |
|
|
|
|
|
#59 (permalink) |
|
Moderator
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Nizip
Mesajlar: 1,807
![]() |
Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış.
Büyüğü Halil. Küçüğü ise İbrahim... Halil, evli çocuklu. İbrahim ise bekârmış... Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin... Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş. Bununla geçinip giderlermiş... Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı. İkiye ayırmışlar. İş kalmış taşımaya. Halil, bir teklif yapmış : İbrahim kardeşim; Ben gi dip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle. Peki, abi demiş İbrahim... Ve Halil gitmiş çuval getirmeye... . O gidince, düşünmüş İbrahim: Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine Böyle demiş ve Kendi payından bir miktar atmış onunkine... Az sonra Halil çıkagelmiş. Haydi İbrahim. De miş, önce sen doldur da taşı ambara. Peki abi. İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola. O gidince, Halil düşünür bu defa: Der ki: Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekâr. O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek. Böyle düşünerek, Kendi payından atar onunkine birkaç kürek. Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine. Bu, böyle sürüp gider. Ama birbirlerinden habersizdirler. Nihayet akşam olur. Karanlık basar. Görürler ki, bitmiyor buğdaylar. Hatta azalmıyor bile. Hak teala bu hali çok beğenir. Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki... Günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler. Şaşarlar bu işe... Aksine çoğalır buğdayları. Dolar taşar ambarları. Bugün 'Bereket' denilince, bu kardeşler akla gelir. Bu bereketin adı: halil ibrahim bereketidir. EVİNİZE VE HAYATINIZA HALİL İBRAHİM BEREKETİ DİLERİM.
__________________
Okul, genç beyinlere insanlığa saygıyı, millet ve ülkeye sevgiyi, bağımsızlık onurunu öğretir. |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| arası, çoban, ermiş, etkileyici, ezanla, güzel, hikayeler, kadardır!, mutlaka, namaz, okuyunuz, ömür, yorum |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|